Recent Updates RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • admin 09:05 on 18 June 2010 Permalink | Reply  

    Demedim mi? 

    Oraya gitme demedim mi sana,
    seni yalnız ben tanırım demedim mi?
    Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben’im?

    Bir gün kızsan bana,
    alsan başını,
    yüz bin yıllık yere gitsen,
    dönüp kavuşacağın yer ben’im demedim mi?

    Demedim mi şu görünene razı olma,
    demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben’im asıl,
    onu süsleyen, bezeyen ben’im demedim mi?

    Ben bir denizim demedim mi sana?
    Sen bir balıksın demedim mi?
    Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
    senin duru denizin ben’im demedim mi?

    Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
    Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben’im,
    senin kolun kanadın ben’im demedim mi?

    Demedim mi yolunu vururlar senin,
    demedim mi soğuturlar seni.
    Oysa senin ateşin ben’im,
    sıcaklığın ben’im demedim mi?

    Türlü şeyler derler sana demedim mi?
    Kötü huylar edinirsin demedim mi?
    Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
    Yani beni kaybedersin demedim mi?

    Söyle, bunları sana hep demedim mi?

    Mevlana Celaleddin Rumi

     
  • admin 09:05 on 18 June 2010 Permalink | Reply  

    Hatırla Ama 

    Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin,
    ayrılık atına eyer vurdun inadına.
    Ama bizi unutma, hatırla ama.

    Sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar
    yeryüzünde de var. gökyüzünde de var.
    Eski dostla ettiğin yemini, hatırla ama.

    Sen her gece ay değirmisini
    başına yastık edince yollarda,
    dizimde yattığın geceleri hatırla ama.
    Sen ey, hüsrev’i kendine kul,
    Şirin gibi bir nice güzeli esir eden,
    aşkının ateşiyle tıpkı Ferhat gibi benim
    ayrılık dağını delmede olduğumu, hatırla ama.

    Bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında
    bir aşk ovasını görmüştün hani;
    sarfan dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş.
    Bunu unutma, hatırla ama.

    Ey Tebrizli Şems,
    dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
    benim dinim senin yüzünde övünür, ey sevgili.
    Bunu unutma, hatırla ama.

     
  • admin 09:04 on 18 June 2010 Permalink | Reply
    Tags: etme, mevlana   

    Etme! 

    Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
    Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

    Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
    Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

    Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
    Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

    Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
    Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

    Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
    Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

    Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
    Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

    Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
    Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

    Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
    Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

    Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
    Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

    Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
    O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

    Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
    Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

    Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
    Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

    İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
    aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

    Mevlana Celaleddin Rumi

     
  • admin 23:22 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    Peki, sana göre en uygun ölüm zamanı nedir? 

    Bana göre, sana göre, ona göre en uygun ölüm zamanı diye birşey yoktur. En uygun ölüm zamanı, insanın öldüğü zamandır.

     
  • admin 23:15 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    Yitirmek 

    ”Yitirmek” bu gezegende yaşamanın bedeliydi.

    İnan, yaşadıkların beni ağlatabilirdi eğer ağlayabilseydim. Ama sana acıdığımı söyleyemem. Hiçbirinize acımadım. Çünkü siz insandınız, bunları yaşamak sizin yazgınızdı. Benim sizden farklı özelliklerimden biri, kendi yazgımı mutlak bir teslimiyetle benimsemiş olmamdı. Hiç ama hiçbir zaman Yaratıcı’nın bana verdiklerine de, vermediklerine de itiraz etmedim. Çünkü edemem.

     
  • admin 23:13 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    Ondan geriye ne kalmıştı? 

    Bir insan ölünce geriye ne kalır?

     
  • admin 23:12 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    serüvenin anlamı 

    İnsan yolun sonunda geldiği yerden memnunsa, yolculuk sırasında yaşadığı tüm sıkıntılara değdiğini hisseder, bunları tatlı bir anıya dönüştürür.

     
  • admin 23:09 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    iz bırakmak 

    İnsanlar adlarından söz ettirmeye, iz bırakmaya bayılıyorlar. Tanınmak, bilinmek, farkedilmek istiyorlar. Bunu narsistik bir amaç için de yapıyor olabilirler, hep varolmak, ölümün yıkıcılığından kurtulmak için de…

     
  • admin 23:03 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    belki seni anlayabilirim 

    Sana şimdilik sadece kağıt mendil verebilirim, kaybettiklerini veremem tabii ki. Anlat bana sana ne oldu? Belki sadece içindeki acıyı görebilirim. Hissedebilirim demiyorum, sadece görebilirim belki. Çünkü biliyorum ki kimse içindeki acıyı hissedemezdi. Kimse ne yaşadığını bilemez, tahmin bile edemezdi. Acın biricikti. Tekti. En büyük acıyı sen yaşıyordun.

     
  • admin 22:56 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    dalgınlık 

    Susmak. Konuşmak. Sessizlik. Durgunluk. Dalmak. Derinlere. Dalınca Kopmak. Konuşmamak. Aslında içinden konuşmak. Dalıp gitmek. Saatlerce. İnsan nereye dalıp gider?

    Yok olan, artık şimdi olmayan bir olay nasıl oluyor da bin kez yaşanabiliyordu?

     
  • admin 22:52 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    Sana tek bir şey söyleyeceğim 

    Her insan iki kabir arasında yaşar. Her insan her an ölür, geçmişi ile geleceği iki mezar taşıdır. Bir gün başına gelecek ölüm, sadece son ölümün olacak. Bunu hiç unutma. Bu gerçekle daima yüzleş, yüzleşmenin acısından kaçma. Yaşadığın ve yaşayacağın bir çok sorunda bu gerçek sana yol gösterecektir. Ne geçmişine takıl, nede olmayan geleceğine. Her an elinden alınanlara odaklan ve onların nereye akıp gittiğini öğren. İşte o zaman, ölüm elinden hiçbirşeyi alamaz. Çünkü o anlar, gitmesi gerektiği yere senden önce gitmiştir.

     
  • admin 22:47 on 12 June 2010 Permalink | Reply  

    Bir terapist arıyordum kendime. İçimdeki çelişkileri bulup çıkaracak, hayata daha sağlam bakmama yardımcı olacak bir terapist. Beni bir saat boyunca bütün varlığıyla dinleyecek bir kulak, anlaycak bir akıl, gözlerini üzerime dikecek bir çift göz, kaygılarımı yatıştıracak bir tesellici arıyordum.. Mükemmeliyetçi olma dur, sakinleş diyecek, belirsizliklerimi kesinliğe kavuşturacak bir rehber istiyordum. Dayanıksız taraflarımı sağlamlaştıracak, kusurlarımı onarmama yardımcı olacak biri…

     
  • admin 00:47 on 30 January 2010 Permalink | Reply
    Tags: anı yaşa, hayatın anlamı, , şimdiki an, yeni bir hayat   

    ASLINDA ASIL ÖNEMLİ OLAN BU HAYATTA NE YAPTIĞIMIZ 

    Aslında her anın bir gün doğumu ve bir gün batımı var, değil mi? Belki de her anın yanında doğum, bir yanında ölüm var. Bıcak sırtında buluyorum kendimi… Hayatın ve ölümün ne kadar gerçeği varsa, bu anın keskin zirvesi üzerinde bir araya geliyor, birikiyorlar. Hiçbirşey şaka değil artık; boş sözlere adayacak vaktim yok, geniş zamanlara adayacak ideallerim yok. Kendimi tanımlamamı bekliyor an. Şimdi ne isem öyle bilineceğim diyorum. Şimdiki Ömer nasılsa, ölen ömer de o olacak. Uyanan Ömer de o olacak.
    Bu an ebediyetin rengini taşıyor üzerinde. Başka bir an uğruna müsvedde edilecek bir an yok. Çünkü biliyorum ki hayat müsvettesiz yazılır…

     
  • admin 14:02 on 25 January 2010 Permalink | Reply
    Tags: hayat bir yolculuktur, hayat müsveddesiz yazılır   

    Yolculuğumuz gerçek bir arayıştır. 

    İnsan ardında birşeyler bırakarak gitmeye çalışıyor. Bir taraftan gidici olduğunu kabullenmek, bir taraftan kalıcı birşeyler bırakma telaşı ve çelişkisi yiyip kavuruyor insanı. Elbette her insanın bu dünyada kendine ait bir izi olacaktır. Hiçbir insana silik, savruk biçimde gitmek yakışmıyor…

     
  • admin 23:24 on 24 January 2010 Permalink | Reply
    Tags: farkedilmek isteği, kendine güvenmek, , sevdiklerine inanmak   

    EN BİRİKİMLİ İNSANLARIN KENDİLERİNE EN AZ GÜVENDİKLERİNİ GÖRDÜM 

    Bazen insanların bizi farketmelerini isteriz, farkedilmek hoşumuza gider. Elbette ki bu güzel bir duygudur ve herkes bunu ister fakat insanların bunu görmeleri için numara yapmamız anlamsızdır. ‘En birikimli insanların kendilerine en az güvendikleri’ de bir gerçek. Ama şu da var ki böyle olmayan insanlar da var ‘Çünkü onlara inanan insanlar var!’

     
  • admin 21:12 on 24 January 2010 Permalink | Reply  

    BAZENSE ASIL YAPMAMIZ GEREKEN DİĞERLERİNİ İYİLEŞTİRMEKTİR. 

    Evet, aslında bazen yapmamız gereken sevdiğimiz insanları iyileştirmektir. Yardıma ihtiyaçları olduğu anlarda yanlarında olmak ve destek olabilmektir. Bu sayede kendimizin de güçlendiğini hissedebiliriz. Bu konuyu biraz araştırma fırsatı buldum, insan kansere yakalandığında vücudunda problemli olan hücreleri bertaraf edecek T hücrelerini aktif hale getiremezse kansere yenik düşüyor… (More …)

     
    • Fatih 23:49 on 24 Ocak 2010 Permalink

      You know when you say it, I almost believe it…

  • admin 00:01 on 22 January 2010 Permalink | Reply  

    G/ÖZDEN GEÇİRİLMİŞ ÖZGEÇMİŞ 

    Ben, Ömer Ertaş

    Hazreti İsa’nın doğumundan başlarsak, en az 1985 yıl boyunca hiçbir işin öznesi olmadım, hiçbir öznenin nesnesi olmaya değer görülmedim.

    Bunca yıl boyunca, ben ne ‘ben’dim, ne de ‘şey’dim. Bir ‘şey’ olarak doğduğum gün bile , benim ‘ben’ olduğumu bilmiyordum. Benim ‘ben’ olduğumun farkına varmam için milyonlarca nefes almam gerekti.

    24 yıl sonra, kendime ‘ben’ deyişimin de ödünç verildiğini anladım. Borç aldığım ‘ben’ sayesinde, ‘benim’ diyebileceklerimi de borç alma cesareti duydum. Hatta borçla aldığım ‘ben’ime dayanarak, yeni ‘benim’kilere alacaklı saydım kendimi. Verilmeyince küstüm. Elimden alınınca üzüldüm. Verilenler artınca, ödünç ‘ben’imin önüne ödünç ‘benim’kileri dizip meydan okudum, şımardım, isyan ettim. Borcumu da, Borç Vereni de unuttum.

    Bugün kendime ‘ben‘ deyişim borç olan ben, kendime ‘benim’ diye/bildiklerimi de borç alan ben, borcumu itiraf ediyorum.

    Borcumu itiraf edişimi, borcumu ödeyemeyeceğimi idrak edişimi, bu borcun edası olarak bu sayfada belgeliyorum.

    Artık, ‘ben’i bende demeyin, ben bende değilim.

     
    • usame 04:10 on 25 Ocak 2010 Permalink

      aradigin ben’i buldugunda goreceksinki butun benler ona dokuluyormus, butun senlerde ona dokuluyor ve sonunda herkes anlayacakki butun onlarda ona ulasiyor sonunda.. hernekadar farkinda olmasalarda…
      amerikadan sevgilerle

    • ezgi çolak 15:17 on 09 Şubat 2010 Permalink

      Çok iyisin,kişilik,iş,yetenek,arkadaş….
      başarıcaksın diorum dsana,kendini aşıcaksın.senin geçmen gereken çıtayı kendin yaratman seni sen yapıyo.
      kendine güzel bak ve mutlu ol..

c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
esc
cancel